27 Temmuz 2007 Cuma

Kar Şiiri

Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip gider
Her affın içinde bir intikam gelip gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşkın çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Sezai Karakoç

16 Temmuz 2007 Pazartesi

hatırlamamak en iyisi...

Hatırlamamak en iyisi ;

hatırlamak değil mi zaten o modern hastalığımız ; ve devamlı şizofren Ameliye yüksenişimiz ! ...

Şizofreniye aittir hatırlarımızın en ufak tanesi ;

hafıza kaybını özleyen ruhlar olarak kodlaşırız beyinciklerin ufacık kıvrımlarında ;

özlemimiz acımızdır ; acımız söyleyemediklerimiz ! ...

ki en çok onu hatırladığımızı söylemek isteriz kanımızın en ufak tanecikleri ile ! ...

kan çoşar ; içimizden şehirler göçer ama biz halen o durakta bekleyen şair ceketli çocuğa özlemli bu şehre misafir hareket vakti yolcuları değil miyiz ? ...

(yazarını bilemiyorum)

Not defteri

Kırıldığım yerde yapıştırmaya kalkma beni! Bir köre bir rengi nasıl anlatamazsan, bana da hakikati anlatamazsın.

KÜÇÜK İSKENDER (Burç Hikâyeleri’nden)

27 Nisan 2007 Cuma

...

Süzülüp mavi göklerden yere doğru
Omuzuma bir beyaz güvercin kondu
Aldım elime,usul usul okşadım
Sevdim,gençliğimi yeniden yaşadım
Bembeyazdı tüyleri,öyle parlaktı
Açsam ellerimi birden uçacaktı
Eğildim kulağına;dur,gitme dedim
Hareli gözlerinden öpmek istedim
Duydum;avuçlarında sıcaklığını
Duydum;benden yıllarca uzaklığını
Çırpınan kalbini dinledim bir süre
Ve uçmak istedim onunla göklere
Ak güvercinin iri gözleri vardı
Güzelliğinden fışkıran bir pınardı
Soğuk sularından içtim,serinledim
Çağlayan bir nehrin sesini dinledim
Belki buydu sevmek hayat belki buydu
Işıl ışıldım,gözlerim dopdoluydu
Bir nağme yükseldi sevinçten ve hazdan
Bir nağme yükseldi,güzelden beyazdan
Uzattı sevgiyle pembe gagasını
Birden öğrendim hayatın manasını
Kaderde sevgiyi sende bulmak varmış
Seninle bir çift güvercin olmak varmış
Ümit Yaşar Oğuzcan

17 Nisan 2007 Salı

Özi'den gelenler 2

KÜÇÜK ŞEYLER
Hep küçük şeyler bizi usandıran
Küçük şeyler bizi utandıran
Hep küçük şeyler bizi yarıştıran
Küçük şeyler bizi uzlaştıran
Küçük şeyler, küçücük şeyler
Bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren
Hep kısa anlar, mutluluklar
Hayal görür uzun sananlar
Hep kısa anlar karar verdiğimiz
Sonra günler boyu neden diye düşündüğümüz
Hep kısa anlar, kısacık anlar
Bizi yönlendiren sevindiren düşündüren
Hep büyük düşler peşinden koştuğumuz
Sonra nerdeyiz diye içinde kaybolduğumuz
Hep büyük düşler elimle tutamadığım
Hiç görmediğim, yaşamadığım
Büyük düşler, hep küçücük şeyler
Bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren
Hep küçük şeyler bizi savaştıran
Küçük şeyler bizi barıştıran
Hep küçük şeyler seni sevdiğim
Küçük şeyler seni üzdüğüm
Küçük şeyler hepsi minicik şeyler
Bizi yöneten, sevindiren, düşündüren

Özi'den gelenler 1

AŞK
Belki bu nedenledir ki kadın seviştikçe âşık olur, erkek ise süre uzadıkça sıkılır. Hangisi daha anlamlı ve heyecan vericidir?
Bir kadın gerçekten severse… Gözü kör demektir. O, en tehlikeli sınırlarda yaşamayı göze alabilendir artık. Ama daha da tehlikelisi… Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, âşık bir kadındır.
Beyin denetimden çıkmış, mantığın yerini duygular almıştır çünkü. Tarifsiz ve tatminsiz bir süreçtir bu. Yürek titremesiyle başlayan içine biraz özlem, bir tutam sahiplenme, az biraz kıskançlık, bir miktar da paranoyanın eklenmesiyle devam eden… Ve dudak kıvrımlarında yeteri kadar anlamsız bir tebessüm gizlenen…
Aşkın başladığı an, tükenmeye başladığı andır aslında. Biliriz ama aldırmayız… Sonu başından bellidir oysa... Yine de o dayanılmaz çekiciliğine teslim ederiz kendimizi. Ellerimizle… Bu yoldan defalarca geçtiğine inanan yüreğimiz, acemidir bir kez daha. Ve acı çekmek kaçınılmazdır aslında. Erkeğin anatomisi ve ruhunca aşk; gönlünce yaşamaktır. Öyle programlanmışlardır.
Biliyorum. İlişkilerde kadın ve erkeğin beklenti düzeylerinin farklılığını ve bu farklılığı yaşamaya dair olan sürece tanıdıkları şansın örtüşmediğini bildiğim gibi... Bu süreç uzadıkça kadın daha fazla mutlu olur, öncesinde flörtleşmek ve ikna edilmek; erkek ise hemen sonuca varmak ister. Kadın karşısındaki erkeği tanıma ve kendi duygularını tartma adına da bu süreci talep eder.
Zihnindeki ve karşısındaki adamın silueti birbiriyle örtüştükçe ve o resim belirginlik kazanmaya başladıkça kararını verir. Belki bu nedenledir ki kadın seviştikçe âşık olur, erkek ise süre uzadıkça sıkılır. Hangisi daha anlamlı ve heyecan vericidir? Maksimum risk maksimum zevk mi? Zamana yayılmış duyguların birliği mi?
Bilemem elbet. Ama şunu söyleyebilirim her iki durumda da kadın acıtılmaktan ve incinmekten çekinir. Gerçekten âşık bir kadın ise tüm acılara rağmen; erkeğinin peşi sıra hiç düşünmeden sürüklenir. Umursamaz sevgilinin karşısında umarsız yüreğimiz varsa; çırpınır durur kendi diliyle. Bedenimizin ve beynimizin tek hükümranı aşktır artık.
Uğruna en anlamlı cümleler kurulur… En az bir kez şair olunur. Bir kez de bestekâr… Aşkın gözü kördür, yanında çılgınlık da vardır ya… Aptalca davranmak hakkımızdır. Sebepsiz gelen neşe, gereksiz çöken hüzün… Ayrılmaz ikilidir bir süre. Melankoli ikinci adımızdır bundan böyle.
İçindeyken akladığımız her şey, aşk bitince gerçek değerine kavuşur nedense… Ve kendimiz, tanıdığımız o eski kadına dönüşür yine. Hafiflemiş yüreğimizle devam ederiz günlerimize.